Eyyy bekar dostlar,
Evet, hayatım ev-iş arasında gidip geliyor olabilirim. Evet, fazla bir sosyal hayatım kalmamış olabilir. Evet, haftalardır PS3'üme, kaskıma, gitarıma, dumbbell'larıma, conga'larıma ve diğer hobisel eşyalarıma dokunmamış olabilirim. Sizin için hayatı dayanılır yapan hiçbirşeyle işim olmayabilir.
Fakat bu demek değildir ki hayatım sıkıcı. Aksine, hayatın sıkıcılığını siz eğlenceyle giderirken, ben tatlı heyecanlar içinde zaten hiç sıkılmıyorum. Asıl macera gerçekten çocuklarla başlıyormuş.
Her gün yeni bir şeyle önüme geliyorlar. Aha emekledi, aha yürüdü, aha konuştu, okula başladı, şarkı söyledi, bale yaptı, aha öteki yürüdü, biri ötekine vurdu, düştü bir de yer vurdu... Ne sonu var, ne de ucu bucağı!
Askerde, şantiyede, takımda da insan idare etmek gerek, ama evde kim kimi idare ediyor gerçekten belli değil. Zor, ama güzel bir uğraş.
İnsanın içindeki en temel içgüdülere, genetik mirasına sahip çıkmasını söylerim hep. Eğer ben kendi çocuklarımı başkalarından daha çok seviyorsam, ve bunun sebebi şekerlikleri değil de benim genetik survival içgüdümse ne olmuş yani? İnsanı genleri yönetiyorsa, onların hayatta kalması, insanın kendisinin hayatta kalmasından daha önemli. O yüzden "cimbomum / ülkem / kankam / sevgilim" için ölürüm diyen adamları bir yana bırakalım, insanın çocukları gerçekten hayatından önemli.
Böyle düşününce sabah uyanmaları, sürekli bir koşturma hali, katlanan masraflar, beyazlayan ve dökülen saçlar ve ara sıra inen cam çerçeveyi perspektife almış oluyoruz.
Evet, hayatım ev-iş arasında gidip geliyor olabilirim. Evet, fazla bir sosyal hayatım kalmamış olabilir. Evet, haftalardır PS3'üme, kaskıma, gitarıma, dumbbell'larıma, conga'larıma ve diğer hobisel eşyalarıma dokunmamış olabilirim. Sizin için hayatı dayanılır yapan hiçbirşeyle işim olmayabilir.
Fakat bu demek değildir ki hayatım sıkıcı. Aksine, hayatın sıkıcılığını siz eğlenceyle giderirken, ben tatlı heyecanlar içinde zaten hiç sıkılmıyorum. Asıl macera gerçekten çocuklarla başlıyormuş.
Her gün yeni bir şeyle önüme geliyorlar. Aha emekledi, aha yürüdü, aha konuştu, okula başladı, şarkı söyledi, bale yaptı, aha öteki yürüdü, biri ötekine vurdu, düştü bir de yer vurdu... Ne sonu var, ne de ucu bucağı!
Askerde, şantiyede, takımda da insan idare etmek gerek, ama evde kim kimi idare ediyor gerçekten belli değil. Zor, ama güzel bir uğraş.
İnsanın içindeki en temel içgüdülere, genetik mirasına sahip çıkmasını söylerim hep. Eğer ben kendi çocuklarımı başkalarından daha çok seviyorsam, ve bunun sebebi şekerlikleri değil de benim genetik survival içgüdümse ne olmuş yani? İnsanı genleri yönetiyorsa, onların hayatta kalması, insanın kendisinin hayatta kalmasından daha önemli. O yüzden "cimbomum / ülkem / kankam / sevgilim" için ölürüm diyen adamları bir yana bırakalım, insanın çocukları gerçekten hayatından önemli.
Böyle düşününce sabah uyanmaları, sürekli bir koşturma hali, katlanan masraflar, beyazlayan ve dökülen saçlar ve ara sıra inen cam çerçeveyi perspektife almış oluyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder