27 Temmuz 2009 Pazartesi

Shotgun spread option'ın benden götürdükleri

Yıllardır Double Wing ile yıpranmış zihinlere şok etkisi yapan shotgun spread option sistemine devam ettik pazar günü. Yapan oldu, yapamayan oldu. Line epey zorlandı, o sebepten de line arkasındakiler scrimmage sırasında daha da zorlandık. Pas yüzdemizi artırmamız lazım, düşük olmasının sebebi tamamen koruma eksikliği değil. Daha çok tekrar, hem QB hem receiver'lara faydalı olur. Gerçi daha da tekrar etmeyiz bunları herhalde. Ben güzel bir ortadan koşuyla sayı yaptım; ama böyle cutback, reverse falan yapıp ters olarak düşerek goalline'ı geçtim. Normalde fazla topla koşmadığımdan o hareketleri zor sanırdım, yapanlara vay anasını derdim. Kuyruk sıkışınca Barry Sanders'a dönülüyormuş meğer.
Bir de arka arkaya iki pozisyondan birinde cut block yapiyim dedim oyun durmuş, ikincide motion'la linebacker'a giriyim dedim adam arkayı döndü arkadan blok oldu. O adam da TD öncesindeki iki pozisyonda bana sert vurmuştu, sinirlenmiştim. Böylece benim hareketler bilerek yapılmış gibi bana ihale kaldı. Şu andan itibaren de kimseyi inandıramayacağıma göre geçmiş olsun.
Başkent'ten Atılım'dan gelen arkadaşlar da vardı idmanda. Başkentliler receiver'a geçince nasıl route koşulur, nasıl dik açı kırılır gördü bizimkiler. Ben pas atarken hızlı oyun olsun diye 5-10 yard'a son hız atıyorum. Tamam oyunun iyiliği için önemli, ama yüzdeyi artırmak için biraz eksiltebilirim de yani. Neyse, dediğim gibi bunları daha yapmayız herhalde.
Son nokta: Milli takım'ın ilk koçlar toplantısı bir kişi eksikle yapıldı. Ama şimdi bu konuda ne hassas, ne hassas değil bilmediğimden birşey yazmıyorum. İleride artık.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Sigara Yasağı

Üç gündür uygulamada olan yasak kimilerini çok rahatsız etti. Gerçi yaz aylarında uygulamaya koyulması iyi oldu. İçen zaten dışarıda içebiliyor bu havada. Hava yavaş yavaş soğuyacağından zart diye kafalara inmeyecek. Mekanlarda ayırılan yer oranları da çok komik: %10. Mesela ben bir lokanta işletmecisi olsam, ve 30 masam olsa, sadece üçünde içilebilecek. O zaman ne yaparım, üst kata veya depoya dipdibe 30 masa daha atarım, sihirli rakam 6'ya çıkar. Stadyumlardaki %50 ne olacak? Açık-kapalı tribünden sonra smoking - nonsmoking tribün diye mi ayrılacak bundan sonra?
Malum koç ve türevleri gibi nargile içenler de yasağın ters tarafında kaldılar. Gerçi o koku kişisel olarak beni pek rahatsız etmiyordu, ama olayı o kadar ince ayırmamışlar belli ki. Pipo içenlerle de sorunum yok. Sorunum olan havalimanlarındaki tuvaletlerde hababam sınıfı gibi kaçak sigara çekiştiren garibanlar. Yani bu gibi yerlerde özel havalandırılmış odalar olurdu, yok mu? Yazık değil mi bu insanlara?
Yalnız puro içenlere tam gıcık olurum. 20-30 metre çapına yaydığı kokusu, puronun tipine göre saatler sürebilir. O arkadaşlara büyük üstat, dahi adam rahmetli George Carlin'in sözlerini gönderiyorum: "Sigmund Freud said a cigar is just a cigar. Well, sometimes it's a big black c***". Aslında cümle daha da uzuyor ama bu kadarı da yeterli mesajım için.
Netice itibarıyla: Yürü be yasak!

10 Temmuz 2009 Cuma

Disk atma frizbi değildir.

Bir takım arkadaşlar olimpik bir branş olan disk atma'yı (discus). frizbi atmak ile karıştırıyorlar. Tamam frizbiyi de düzgün atmak zordur, ama antik yunandan kalma discus'u uzağa göndermeyi tamamen aerodinamik olaylara da bağlayamazsınız. Bir kere o disk 2 kilo. Kadınlarınki 1 kilo. İkincisi, bir yerden izleyin bakalım, adamlar öyle iskambil kağıtlarını masaya fırlatır gibi mi atıyorlar. O formu tutturmak için yıllarca çalışıyorlar. Biraz saygı, ne olur...








Yeri gelmişken; türlü yerde amerikan futbolu topunu görüp ya bu nasıl tutulur, ya bu nasıl atılır diye soranlar. Tamam gösteriyorum ama olmayınca "olmuyor ya" diye kendinizi hırpalamayın. Bunun da oturtulması uzun zaman alır. Sen at, istediğin yere gitsin, süper işte; gerisini fazla dert etme. O Any Given Sunday'de görülen pasları atmak da bize kalsın.



Ben internette falan gördüğüm videolardaki zor iş yapan adamlara saygı duyarım. Süper olduklarından değil, düzenli çalışıp bir beceriyi üst seviyede yaptıkları için. Bu, 4 enstrümanı aynı anda çalan adamdan, pinpon topunu sağdan soldan sektirip bardağa atan elemanlara kadar böyledir. Değil mi ki sen kimilerine saçma da gelse kendine bir hedef koyup ona erişmişsin, internette videonu seyredip "salağa bak" diyen adamdan daha değerlisin benim için...

9 Temmuz 2009 Perşembe

Ağırlık Çalışırken Beyinde Yaşanan Düşünce Kargaşaları (veya kısaca Gymbrain Syndrome)

Ağırlık çalışmayı zaten sevmem, bunu herkese açık açık söylerim. Gerektiğinden giriyorum bu eziyete. Aynı şeyleri tekrar tekrar tekrar yapmak, üstelik beynini zorlayacak veya en azından eğlendirecek bir şeyler de olmuyorsa bu süreçte, cehennem azabı gibi bir şeydir. Bu askerde nöbet tutarken de böyleydi (evet, kendime de yazardım), uzun yolda araba kullanırken de böyledir.
Koşu bandında televizyon seyredebiliyorsun ama ya bench'te ağırlığın altında? Takarsın kulağına IPod'u, müzik işte. Birkaç kere IPod'a çeşitli komik podcast'ler yükledim, ama tam kaldırmaya zorlanmaya başladığın bir anda komik bir şeye denk gelirsen çok tehlikeli oluyor. En güzeli müzik, yanında saçma sapan düşünceler silsilesi. Ufak şeyler de kurtarmıyor, yani "akşama ne yesem" gibi ufak düşünceler, bittiklerinde sıkıntıya yer açıyorlar. Böyle başladı mıydı temiz bir hareketin üç setini iptal edecek hayaller lazım. İşte bu sabahki çalışmamdan (ve bir kaç tane önceden) düşünce treni:
  • Şimdi Eric Clapton acaba Chris de Burgh'le mi daha iyi arkadaş olurdu, yoksa Steven Tyler ile mi? Şimdi adamın içinde bir rock olayı var, ama gitarı bağırttığı kadar okşamasını da biliyor. Hem Tyler öyle mızıka falan dışında pek bir müzisyen değildi galiba. Chris de Burgh Avrupalı, hem ana dili İngilizce değil. Ne konuşurlar bunlar aralarında? Şöyle güzel bir jam session yaparlar mı? ........................... Clapton bunları bıraksın Mark Knopfler'la takılsın. Zaten iyi arkadaşlar. Sting'i de alın oooh temiz. Bu düşünce treni kısa ama ilginç bir 5 dakika almıştır.
  • O bu değil de ben alakasız bir şeyden meşhur olsam, Letterman'ın şovuna çıksam ne anlatırdım? Tak lafı yapıştırır mıyım her an, yoksa kameralar önünde saçma sapan sırıtır mıyım? Mesela Obama'nın hayatını kurtarmış olsam tesadüfen, David de bana "Vay ne kahramansın, süpersin!" ayağı yapsa hemen alçakgönüllü takılırım. Beyaz Saray'a davet edilsem (Eşek değil ya bir yemek ısmarlar Barack abi), oradan komik anı çıkar mı? Mesela Türk olduğum için geçmişimin ıcığını cıcığını araştırırlar. Bununla ilgili nasıl esprili cevap verilir? "Well Dave (hemen samimi olduk), there were so many secret service agents around me, I didn't know if they were protecting me or protecting the White House from me". Yok lan komik olmadı hiç. Bak rezil oldun Letterman'da. Hop! Bu düşünce treni bitti burada. Her ettiğim lafı 5 kere düşündüğümden buradan temiz bir 10 dakika çıkmıştır.